25 Mayıs 2011 Çarşamba

Adı Var Kendi Yoklardan Bıktık!




Gözlerimle gördüğüm şeylere inanmadığım çok oluyor. İnanıyorum da, unutturuyorum herhalde kendime bir şekilde. Birilerine "Sen böyle böyle böyle bir insansın. Bunu bunu bunu yaptın ve bu yüzden aslında senden nefret etmem gerek, hatta ediyorum." demem lazım. Yine de hiç niyetim yok bunu yapmaya. Cesaretim de yok galiba. Ardından gelecekleri öngöremiyorum. Şansıma bu kişiler de hep ihtiyacım olan, muhtaç olduğum kişiler oluyor. Zaten aksi durumda her şey daha basit olurdu. 

Adam diyor ki "Başta zor gelir adım atılmış her yol." Sonradan çorap söküğü gibi gelir mi her şey? Biri bana başladıktan sonra kolay olacağının garantisini versin. Çünkü Allah biliyor ki kendi sessizliğimden kulaklarım patlıyor. 

Bir gün ölürsem, bu yüzden, beni denizi gören bir ağacın altına...

10 Mayıs 2011 Salı

Deniz


Beşiktaş iskelesinin yanında, ayaklarımızı denize doğru uzatıp oturabildiğimiz yer, İstanbul'un bana göre en güzel yerlerinden biridir. Bugün ikindi vakti orada tek başıma oturmuş, bekliyordum. Nasıl daldıysam, yanımdaki kız bana doğru eğilip; "Deniz insanı içine çekiyor değil mi?" diye sordu. Düşündüm. "Değişir" dedim. "Neye göre?" dedi. "İnsanın ruh haline göre." dedim. "Nasıl yani?" dedi. Sanırım benden on yaş falan büyük, ama biraz saf bir kızdı. "Çok üzgünsen deniz seni içine çeker, çok mutluysan sen denizi içine çekersin. Aslına bakarsan denizin keyfini boş bir kafayla sadece denize bakmak için geldiysen alırsın." dedim. "Sen nasılsın?" dedi. "Deniz beni içine çekiyor." dedim. Sustu. Ben de sustum. Sonra aramıza denizi içine çeken bir çift oturdu. Böylece konuşmamız da bitmiş oldu.


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Manzaralarımı Beyazlara Boyayın


Burayı açarken ismini "Manzaralarımı Beyazlara Boyayın" koymam sebepsiz yere değildi. Hakikatten artık güzel şeyler yaşamak istedim. Halbuki hayat benim için hep dipsiz bir kuyu, karanlık bir labirent oldu. Öyle de devam ediyor. Tam "Şu an keyfimi hiçbir şey bozamaz" diyorum, bir şey çıkıyor ve bozuyor hem keyfimi, hem bir daha keyifli olabilme ihtimalimi. Geçen gün bir arkadaşım acılarla yoğrulup olgunlaşmış bir kadın kadar güzel bir şey olamayacağını söyledi. Ben tanıma uyduğum için, bunun o kadar güzel bir şey olmadığını açıklamaya mecbur hissettim kendimi. Hatta bir ara "Keşke o kadar üzülmeseydim de, aptal, mal, sarışın bir şey olsaydım" dedim. Öyle. Ne kadar olgun, düzgün, seviyeli bir insan haline gelirsen gel, ne kadar beğeni, takdir toplarsan topla; bunların hiçbirinin senin artık kimseye güvenemeyeceğin gerçeğini değiştirme olasılığı yok. Bir doğru bir yanlışı götürmüyor ki hiçbir sınavda. Hep yanlışlar doğruları götürüyor. 

Artık kısa cümleler kuruyorum.