Biriyle aran bozulduğunda, ayrıldığında, küstüğünde vs. önceleri çok kızgın oluyorsun. O kızgınlık çok tehlikeli. Geri dönüşü olmayan sözler ve davranışlar hep o öfke sürecinde vuku buluyor. İlerleyen zamanda çöken pişmanlıklar da bu dönemin eseri muhtemelen.
Sağduyu burada devreye giriyor. Sinir harbi dönemini sakin bir şekilde atlatmak mühim, zira gerisini evren üstleniyor zaten. Zaman geçtikçe hatalar insanın gözünde küçülüyor. Özlem giriyor devreye. Güzel anılar daha sık hatırlanır oluyor. Öyle ki bazen 'neden böyle olduk' sorusunun cevabı bile hatra gelmiyor. Haliyle durumun düzeltilmesi de daha kolay oluyor.
Ben biraz sağduyulu tarafım arkadaşlıklarımda, insanlarla ilişkilerimde. Yaradılıştan böyle heralde, o yüzden övündüğüm bir şey değil. İnsanlar hop oturup hop kalkıyor, esip gürlüyor, kırıcı sözler sarfediyor. Ben susuyorum başlarda. Öyle düşünüyorum. Zihnimin olayın sıcaklığının tesirinden kurtulması zaman alıyor. Sonra muhtemelen karşımdakine absürd görünen bir soru soruyorum. O sırada onun unuttuğu, olayın kaynağıyla alakalı bir şey oluyor bu soru. Ve olaylar gelişiyor falan..
Tanrı böyle sağ duyulu yarattığı bir kişi için onlarca diğer modelden yaratıyor bence. Zira çevremde onlardan dolu. Hayatım yaralara tampon vazifesi görmek. Bazen kendi yaralarıma, bazen başkalarının. Ama hep bir "Easy, easy." durumundayım.
Diğer ihtimal de tabii benim anormal olmam olabilir. Tüm bu çıkarımlarım olaya bakış açımdan kaynaklanıyor olabilir. Kendime yarayacak şekilde çeviriyor olabilirim davranış biçimimin yol açtığı süreci. Bilmiyorum. Eğer öyleyse de mutluyum arkadaş. Hatalarım oldu, ama hiç bir zaman ağzımdan çıkan bir söz için pişman olmadım. 'Keşke sarfetmeseydim' dediğim bir söz olmadı. Kimsenin kalbini kırmadım. Dilemem gereken hiç bir özrü ertelemedim. Vicdanım hep rahat oldu. Mutsuzluklarım hep karşı tarafın duyarsızlığından / kırıcılığından / tutarsızlığından kaynaklandı.
Üzüldüm, ama kendimi üzmedim.