O tren istasyonuna doğru uzanan düz yolda yürüdü. Ben balkonda dikilip arkasından baktım. Gittikçe küçüldü. Göz erimimde bir nokta kadar küçülene kadar ona baktım. Özlem, o gözlerimden uzaklaşıp küçüldükçe ardımda büyüyen bir kara delik gibiydi.
O, bana tavzih etmesi imkansız bir şey yaptı. Kalkıp bir masal anlattı. O günden sonra yalnız uyuduğum her gece yanıma boş bir yastık koydum. Aynı masalı kendime anlata anlata uyudum.
Özlem, aramızdaki bağın o uzaklaştıkça gerginleşip, huzursuzluk vermesi gibi. Özlem onunla aynı anda olamayacak şeylerden biri. Özlem, onunla terazinin kefeleri gibi. Elimde kalbim, sadece bu terazinin bir kefesine koyabiliyorum. Ya özlemim tavanda, ya sevdiğim yanımda. Bu ikisinin dengelenmesi olanaksız.